Viroterapi Nedir?

Bazı virüsler kanseri öldürebilir ve bilim insanları bunu bir yüzyıldan beri biliyorlar. Ancak, son birkaç yılda, genetik mühendisliğindeki ilerlemelerin virüslerin yaşayabilir bir kanser terapisi haline gelmesine neden oldu. Şimdi, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar, kanser tedavisinin bir gün viral hale geleceği ümidiyle bu kanser öldürücü böcekler üzerine çalışıyorlar. Düşün ki bir virüs kanser hastasına bulaşıp kanseri yok etsin.

Bazı virüsler kansere karşı geliştirilip bir silah olarak kullanılabilir.

Bazı virüsler sağlıklı olanlardan ziyade kanserli dokulara saldırmayı tercih ederler ve onkolitik viroterapi bu durumdan yararlanır. Antikanser virüsleri sadece tümör hücrelerini öldürmekle kalmaz, aynı zamanda bağışıklık sistemini bir kanserin varlığına karşı uyarır. Bağışıklık sistemlerimiz, patojenleri çok iyi tanımak için binlerce yılda evrimleşmiştir, tümörleri çok iyi tanımak için evrimleşmemişlerdir.

1900’lerin başında, William Coley adında bir cerrah, hastaları enfekte olmuş dokudan alınan ekstraksiyonlara maruz bırakarak kanserle savaşma girişimleriyle ünlendi. Coley, hastalarını bakteriyel bir kurtarıcı olan erizipel virüsünü enfekte etmeye başladı ve daha sonra iki modifiye bakteriden bir aşı geliştirdi.

Aşının da adı verildiği gibi “Coley’nin toksinleri”, birçok kanser türü için popüler bir tedavi haline geldi ve hastada ateş, titreme ve iltihaplanma gibi sorunsallar üzerine işe yaradı. Moleküler Terapi dergisinde yapılan bir incelemeye göre, çok sayıda vaka çalışması, bulaşıcı hastalıkların kanseri remisyona gönderebileceği veya tamamen ortadan kaldıracağı fikrini desteklemiştir. Ancak radyoterapinin, kemoterapinin ve diğer bağışıklık sistemini baskılayan tedavilerin yükselmesiyle, Coley’nin toksinleri gibi ortaya çıkan viroterapiler popülaritesini kaybetmiştir.

İlginizi Çekebilir:  Bilimsel Yönden Aşk

İkinci Bir Viroterapi Salgını

Nature dergisinde yapılan bir incelemeye göre, 1940’larda ve 50’lerde doku kültürü sistemlerinin ve kemirgen kanseri modellerinin geliştirilmesi, viroterapi araştırmalarının yeniden canlanmasını sağladı . Doktorlar klinik çalışmalarda yüzlerce kanser hastasını enfekte ederek, kabakulak, hepatit’e maruz kalıyorlardı. Yapılan bu çalışmalardaki başarılar hepsi için geçerli değildi. Bazı hastaların tümörleri geriledi ve yaşamları uzamıştı. Diğerleri de enfeksiyondan çok çabuk kurtuldu, bazı hastalar ise tümörden tamamen kurtuldu, ancak daha sonra tümörün değil kullanılan virüsün kurbanı oldular.

Engeller

Viroterapi alanı son birkaç on yılda önemli ölçüde ilerlemiştir, ancak araştırmalar hala zor olmaktadır. Sorun her zaman olduğu gibi bu işte kullanılacak doğru virüsü seçip doğru noktaya yönlendirmektir. Bazı viroterapiler doğrudan bir tümör yatağına enjekte edilebilir ve bu da ulaşımı kolaylaştırır. Ancak bir çok kanser tipine iğnenin oluşması oldukça zordur, hatta bu kanser vücüdün her yerine yayılmış olabilir.

Onkolitik virüsler aynı zamanda “kaçak virüsler”e dönüşme potansiyeline de sahiptir. Enfekte olan virüs vücuda adapte olabilir, ancak sağlık dokulara zarar veren bir şeye dönüşebilir. Ancak şimdiye kadar, Cell Host Microbe dergisinde yayınlanan bir 2014 incelemesine göre, bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda ve hayvan modellerinde bile onkolitik virüsler güvenli görünmektedir.

Antikanser virüsleri artık kanser hücrelerine seçici olarak saldırmak, normal dokuları yedeklemek, konakçı bağışıklık sistemini uyandırmak ve tümör mikroçevresinde immün baskılamayı tersine çevirmek üzere tasarlanabilir. Fakat viroterapi kendi başına bir tedavi değildir. Araştırmalar, viroterapilerin kemoterapi, radyasyon terapisi veya immünoterapiyi desteklemeye hizmet edeceklerini düşündürmektedir.

2005 yılında, Çin Devlet Gıda ve İlaç İdaresi, piyasaya ilk onkolitik viroterapiyi koydu. Ticari olarak Oncorine olarak bilinen H101, tercihen tümör hücrelerine saldıran, baş ve boyun kanserlerini tedavi etmek için kullanılan genetik olarak değiştirilmiş bir virüstür.

Melanom, değiştirilmiş herpes virüsü ile yapılan tedavi T-VEC, 2015 yılında ilk FDA onaylı viroterapi oldu ve ertesi yıl Avustralya ve Avrupa Birliği’nde onaylandı.

Çalışkan bilim adamları güçlü onkolitik virüsleri araştırdıkça, viroterapi alanı genişlemeye devam ediyor gibi görünmektedir.

Kaynak:

Koray Yılmaz

Pamukkale üniversitesinde eğitimine devam ederken bir yandan "gerçek bilimin peşine düşmüş bir genç" olarak tanımlıyorum kendimi.

Yorum Yap