Şizofreni Nedir? Nedenleri, Belirtileri

Şizofreni aslında sürekli var olan, kronik diye de adlandırdığımız bir rahatsızlıktır. Gerçeklik ayrımını yapamayan insanları nitelendirir. Davranışın bilişsel, duygusal, algısal ve diğer yönlerini kapsayan, değişkenlik gösteren ve derinden yıkıcı psikopatolojik etkileri olan klinik bir sendromdur. Hastalığın etkisi genellikle uzun sürelidir.

Şizofreninin başlangıcı ergenliğin sonlarıyla 20'li yaşların başında gerçekleşir

Şizofreninin başlangıcı ergenliğin sonlarıyla 20’li yaşların başında gerçekleşir

Şizofreninin başlangıcı ergenliğin sonlarıyla 20’li yaşların başında gerçekleşir. Genellikle yaşanılan stresli yaşantılarla ortaya çıkar. Yeni bir işe veya üniversiteye başlama olaylarını örnek olarak verebiliriz. Fakat vakaların %15 ila %20si 40 yaş üzeri geç başlangıç ya da 60 yaş üzeri daha geç başlangıç olarak açıklanmıştır. Şizofreni klinik olarak bir hastalık belirtisidir. Kişinin dış dünyadan uzaklaşarakiçine kapandığı; duygu, düşünce ve davranışlarda önemli bozuklukların ortaya çıktığı, beynin yapı ve işleyişinde değişikliklerin saptandığı bir beyin hastalığıdır. İnsanlarda farklı türlerde belirtiler olabilir. Şizofreninin belirtilerinden bahsederken onları olumlu ve olumsuz olarak ayırabiliriz. Ancak olumlu olumsuzdan bahsederken olumlunun iyi, olumsuzun kötü olduğundan bahsetmiyoruz.Olumlu belirtiler genelde normal sürecin abartılı halidir yani belirgin belirtilerdir. Normal davranışlardaki aşırılık olarak belirtebiliriz. Sonunda bu davranışlar anormal olarak tanımlanıyor. Diğer yandan olumsuz belirtilere olumsuz diyoruz çünkü normal işlev ve davranışlarda bir azalma ya da eksilme oluyor. Normal işlevlerdeki azalma da durumu anormalleştiriyor.

Şizofreninin genel nüfusta görülme oranı %1-2 arasındadır. Türkiye’de 2009-2014 arasında şizofreni tanısı konulan kişi sayısı 583.617dir.

Şizofreni Olumlu Belirtileri

Olumlu belirtiler algılama ile ilgilidir. Bunlar: Sanrılar, varsanılar, yapısal düşünce bozukluğu ve tuhaf davranışlardır. Sanrılarda insanlar çok güçlü bir şekilde yanlış şeylere inanırlar ve düşüncelerine karşı çok güçlü bir kanıt olsa bile fikirlerini değiştirmezler. Mesela kontrol sanrılarında dışardabirgücün, bir şeyin, birinin kişinin davranışlarını kontrol ettiğini onu yönlendirdiğini düşünürler. Başka örnekler de verelim. Kişiye birkomplo kurulduğunu, takip edildiğini, kötülük göreceğini, odasına dinlenme aygıtları yerleştirildiğini, eşlerinin ya da sevgililerinin onları aldattığını düşünüp belli belirsiz kanıt parçacıkları bir araya getirirler. Bir ilişkinin varlığını kanıtlayabilmek için yatak çarşaflarında saç, çamaşırlarda traş losyonu,faturalar, hediyeler vs bulmaya çalışır. Bazen kişi gerçekle hiçbir ilişkisinin olmadığı yangın veya kaza durumlarından kendisini suçlu tutar. İlahi güçlerinin olduğuna, başka bir dünyadan gelerek bu dünyada belli görevleri yerine getirmek için uzaktan izlendiğine inanır.

Bedensel algılarda da bozulma görülür. Bazı uzuvlarının fazla uzun veya fazla kısa olduğunu, kollarının ya da bacaklarının olmadığını, gözleri yüzünde yanlış yerde olduğunu düşünür. Aynada kendilerini tanımayabilirler. Bazen de kendi düşüncelerini dışarıdan bir ses olarak duyar. Başkalarının onun düşüncelerini okuyabileceğine inanır. İşitsel, görsel, bilişsel birçok algı bozulmaları yaşanır. Diğer olumlu belirtiler ise varsanılar yani halüsinasyonlardır. Halüsinasyonlar herhangi bir hisle alakalı olabilir. Herhangi bir uyaran yokken ortaya çıkan yanlış algıların var olmasıdır.

İlginizi Çekebilir:  Öldüren Sendromlar 2: Othello Sendromu

Genellikle işitme ve görme ile ilgilidir. Alkol, ilaçlar ya da ciddi fiziksel hastalıkların etkisi altında oluşan halüsinasyonlar dikkate alınmamalıdır. Oldukça gerçekçi gözükürler. Aslında gerçek değildirler. Sesler ya da emirler duyma gibi aslında var olmayan şeylerdir. Bunlara da örnek verecek olursak; kişiyle konuşan, onun hakkında yorumlar yapan kadın veya erkek tanıdık veya tanımadık sesler duyma; kişinin o andaki davranışı hakkında yorum yapan sesler duyabilir. Fiziksel olarak halüsinasyonlarda kişi kendine ait olmayan bir parçası olduğunu, vücudunun yandığını, koktuğunu, karıncalandığını, vücudun boyut ve şekil olarak değiştiği algısına kapılabilir.

Yapısal düşünce bozukluklarında iletişim değeri zayıftır. Yani kişi konudan konuya atlayabilir, birbirinden alakasız ve bağımsız cümleler kurabilir,

Yapısal düşünce bozukluklarında iletişim değeri zayıftır. Yani kişi konudan konuya atlayabilir, birbirinden alakasız ve bağımsız cümleler kurabilir,

Yapısal düşünce bozukluklarında iletişim değeri zayıftır. Yani kişi konudan konuya atlayabilir, birbirinden alakasız ve bağımsız cümleler kurabilir, dikkati çevredeki uyaranların etkisiyle hemen dağılabilir, anlamsal olmasa da sözcükleri semantik ya da sessel benzerlikleri nedeniyle bir araya getirmeye, sorulan soruları dikkate almadan kendisi başka sorular sormaya eğilimlidir. Bu tip konuşmalar çok hızlı,akıcı ve oldukça bağlantısız görünür. Bazen kişi kendisini dinleyen kimse olmasa bile konuşabilir.

Son olumlu belirtilerden olan tuhaf davranışlara gelirsek, şizofrenide genel bir dürtü ve enerji kaybından bahsedilir. Davranışı başlatma ve sürdürmede yetersizlik vardır. Kişi bazen hiçbir şey yapmadan saatlerce oturur. Hastalığın akut döneminde aşırı hareketlilik ve taşkınlık görülebilir ancak bu genellikle hastalığın erken dönemleri ile sınırlıdır.

İlerlemiş durumlarda tükürme, burun karıştırma, garip cinsel davranışlar, çırılçıplak soyunma, herkesin gözü önünde mastürbasyon yapabilme, dışkıya da idrarını orta yere yapma,bir anda dua etme gibi tuhaf davranışlar görülebilir. Şizofreni tanılı hastalar genellikle günlük bakımlarını yerine getiremezler. Selam verme, sofra kurallarına uyma gibi durumlarda uygun davranışları gösteremezler. Ağızda tuhaf tikler, karşıdaki kişinin hareketlerini tekrar etme, hiç kıpırdamadan donmuş gibi kalma,inat davranışlar sergileme, alışılmadık şekilde giyinme, aşırı saldırgan olup tehdit edici konuşma, insanlara eziyet etme veya öldürmeye teşebbüs etme gibi davranışlarda bulunabilirler.

Şizofreni Olumsuz Belirtileri

Olumsuz belirtiler ise anormal düzeyde düşük olan düşünce ve davranışları içerir. Duygulanımda küntleşme ya da düzleşme, düşüncenin yoksullaşması, apati, anhedoni ve dikkatte bozulma olumsuz belirtilerdendir.
Duygulanımda küntleşme normal olarak olaylara tepki verme düzeyinde sıfıra inmektir. Yani kişi üzücü, mutlu edici veya öfkelendirici bir durumda tamamen tepkisiz ve donuk kalır. Duyguların dışa vurumu yoktur. Değişmeyen yüz ifadesi, donuk bakışlar, çok az hareket ya da hiç hareket etmeme, gözlerini kaçırma veya göz teması kurmama, monoton bir konuşma tarzı olur.

Anhedoni asosyallik olarak tanımlanabilir. Anhedoni eskiden zevk alarak yapılan aktivitelerden artık zevk alamaz hale gelmektir.

Anhedoni asosyallik olarak tanımlanabilir. Anhedoni eskiden zevk alarak yapılan aktivitelerden artık zevk alamaz hale gelmektir.

Aloji ise düşüncenin yoksullaşmasıdır. Alojisi olan kişiler boş, abartılı ya da yavaş ilerleyen bir düşünce sistemine sahiptirler. Yanıt verme süreleri uzayabilir, kısa bir kesinti ya da dakikalarca süren bir sessizlikten sonra konuşmalarına devam ederler.

Apati istemsizliktir. Kişi kendi bakım ve temizliğine normalden daha az bir ilgi gösterir. Genelde görünümü bakımsız, özensiz ve dağınıktır. Kişi işleri başlatma ve sürdürmede zorlanabilir. Şizofrenide görülen isteksizliğe depresyonun aksine üzüntü ve çökkün duygulanım eşlik etmez. Okul ,iş veya günlük aktiviteler düzensiz ve özensiz bir hale gelir. Kişi televizyon seyretme veya tek başına oynanan kağıt oyunlarını yani fazla dikkat ve fiziksel aktivite gerektirmeyen etkinlikleri tercih eder.

Anhedoni asosyallik olarak tanımlanabilir. Anhedoni eskiden zevk alarak yapılan aktivitelerden artık zevk alamaz hale gelmektir. Bu belirti genelde sinsice ve yavaşça başlar. Kişi yaşına ve cinsiyetine uygun bir yakınlık veya yakın ilişki kurmakta zorlanabilir, aile üyelerine bile yakınlık göstermeyebilir. Hiç kimse ile yakın ilişki içinde ve çabasında bulunmadan yalnız yaşayabilir.

Dikkatte bozulmada anlaşılacağı üzere kişi dikkatini bir noktaya toplamakta zorluk çeker. Hiçbir neden olmaksızın bir konuşmayı veya işi yarıda bırakıp gidebilir. Dikkatini toplamada zorluk çektiğinin farkında olmayabilir.

Hem anne hem babası şizofreni olan kişilerde risk %50 civarındadır

İstatistiklere gelecek olursak, genel nüfusta görülme oranı %1-2 arasındadır. Türkiye’de 2009-2014 arasında şizofreni tanısı konulan kişi sayısı 583.617dir. Erkeklerde daha fazla görülmektedir. Erkeklerde 25-35 yaş arasında, kadınlarda ise yaklaşık 30-40 yaş aralığında hastalığın görülme sıklığı artmaktadır. Başlangıcı genellikle ergenlik ya da genç yetişkinlik dönemidir. Sosyoekonomik düzeyin daha düşük olduğu toplumlarda daha fazla görülür. Göçmenlerde daha yüksek oranda şizofreni hastalığının görülmesinin ayrımcılık ve psikososyal faktörlerle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

İlginizi Çekebilir:  Neden Kolay Pes Ediyoruz?

Hamilelik döneminde maruz kalınan bazı enfeksiyonlar (influenza, pnömoni, bronşit, rubella, menenjit gibi) şizofreni riskini artırmaktadır. Aynı zamanda hamilelik sürecinde beslenmede yaşanabilecek aksaklıklar da etken olmaktadır. Rh negatif annenin Rh pozitif bebeğe hamile kalması şizofreni riski ile ilişkili bulunmuştur. Yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar ileri anne baba yaşının şizofreni hastalığının çocukta ortaya çıkma riskini arttırdığını göstermektedir. Birinci derece akrabalarda şizofreni olan kişilerde risk yaklaşık 10 kat artmaktadır. Hem anne hem babası şizofreni olan kişilerde risk %50 civarındadır. Esrar kullanan bireylerde, zeminde uygun genetik yapı da mevcut ise yine hastalığın ortaya çıkma ihtimali yüksektir.

Beyin ile ilgili patolojilere baktığımızda sanrıların ve diğer psikotik belirtilerin ortaya çıkmasında kişinin iç düşünceleri ile objektif gerçekleri birbirinden ayırma becerisini bulanıklaştıran hatalı bir beyin yapısının rol oynadığını gösteren araştırmalar bulunmaktadır. Bu araştırmalara göre psikotik bireylerin beyinlerinde insula ve lateral frontal korteks arasındaki akım engellenmekte ve dolayısıyla kişi iç düşünceleri ile objektif gerçekleri birbirinden ayıramamaktadır.

Şizofreni hastalarında temporal ve frontal korteksin hacmi, beyin hücreleri sayısı ve prefrontal korteksteki metabolik aktivitede azalma, beyin hücreleri arasındaki boşluklarda ise artma meydana gelmektedir. Şizofreni hastalarının %62’sinde form, hareket ve renklerle ilgili görsel çarpıtmalar olduğu bildirilmektedir. Yapılan bir çalışma 4 yaşında görsel sorunlar yaşamanın yetişkinlikteki şizofreni tanısına yorumlandığı, bir başka çalışma ise daha sonra şizofreni olan kişilerin çocukluklarında şaşılık ya da şehlalık gibi sorunlar yaşadıklarını ortaya koymuştur.

İlginizi Çekebilir:  Psikoloji Biliminin Türk Toplumundaki Yeri

37 Bini Aşkın Şizofren Hastası İncelendi!

Retina beyinle aynı dokudan gelişmektedir. Dolayısıyla retinadaki değişiklikler beyin yapısı ve işlevlerinde de değişiklik olduğunun göstergesidir. Buradan yola çıkarak çocuklarda retinada oluşan değişikliklerin ilerde şizofreni olma riski hakkında bilgi vereceği söylenebilir. İlginç bir bulgu da doğuştan görme engelli olan kişilerde şizofreninin görülmemesidir. Yani doğuştan görme engelli olmak şizofreninin gelişmesini kısmen ya da tamamen engellemektedir. Doğuştan görme engelli kişiler örneğin dikkat gibi belli alanlarda sağlıklı kişilere göre daha üstün bilişsel yeteneğe sahiptirler. Dolayısıyla görme engellilerin beyin organizasyonunu incelemek ve anlamak şizofreni hastalarına uygulanabilecek bilişsel iyileştirme müdahalelerinin geliştirilmesine ışık tutacaktır.

35 ülkenin bilim insanlarından oluşan bir araştırma ekibi, 37 bini aşkın şizofreni hastasının genetik yapısını incelemiş ve bunları şizofreni hastası olmayan 110 bine yakın insanın genetik haritasıyla karşılaştırmıştır. Bu çalışmada 100ü aşkın genin , insanları şizofreniye daha yatkın durumda bıraktığı, bu genlerden 83ünün daha önce hiç saptanmamış olduğu belirlenmiştir. Araştırmacılar bu genlerin birçoğunun beynin çevresindeki kimyasal mesajların iletilmesinde rol oynadığını, diğer bazı genlerin ise, vücudun bağışıklık sistemiyle ilişkili olduğunu ifade etmektedirler.

Şizofreni hastalarının %33’ünün iyileştiği, %33’ünün bir tür yıkımı yaşamaya devam ettiği, geri kalanının ise şiddetli, kronik örüntülerinin devam ettiği çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur. Önceleri iyileşmeyen hastaların annelerinin soğuk, aşırı koruyucu ve dominant kişiler oldukları ileri sürülmüşse de sonraki çalışmalar bu görüşü desteklememiştir. Yapılan çalışmalar özellikle nüks açısından hastanın içinde bulunduğu ailevi ve sosyal çevresinin düşmanca, eleştirel bir tutum göstermelerinin önemli bir rol oynadığına işaret etmektedir. Düşmanca, eleştirel bir çevrede yaşayan hastalarda nüks oranı %51 iken olumlu, sevecen bir çevrede yaşayanlarda nüks oranı %13 olarak bulunmuştur.

KAYNAKÇA
DSM-V Tanı Kriterleri El Kitabı
Prof.Dr.Hatice Ceylan Daş – Psikopatoloji II.
www.khanacademy.org

Meral Kılıç

İstanbul Aydın üniversitesi psikoloji bölümünden bu yıl mezun oldum. 22 yaşındayım ve alan içi yüksek lisansımı yapıyorum.

Yorum Yap